“Hepimizin Üzerinde Uzlaştığı Tek Şey: Vučko.”

Jože Trobec’in yarattığı Vučko, Olimpiyat tarihinin en sevilen maskotlarından biri olmayı hâlâ sürdürüyor. Vučko’nun hikâyesini, yaratıcısı Jože Trobec’in kendi anlatımından dinlemek, bizi yalnızca bir maskotun doğuşuna değil, aynı zamanda Yugoslavya’nın yaratıcı endüstri hafızasına da götürüyor.

Jože Trobec, Güzel Sanatlar Akademisi’nden mezun olur olmaz, dönemin en güçlü şirketlerinden biri olan Iskra’da çalışmaya başlar. Iskra, yalnızca teknoloji üretimiyle değil, tasarım anlayışıyla da çağının ilerisindedir. Davorin Savnik’in öncülüğündeki tasarım departmanı, genç sanatçı için adeta bir okul niteliğindedir. Trobec, o yılları anlatırken “Bu alanda çok deneyimim yoktu ama beş yıl boyunca harika bir ekipte çalışarak çok şey öğrendim.” diyor.

Aslında onun hikâyesi çok daha erken başlamıştı. Çizim, çocukluğundan beri en büyük tutkusuydu. Ne var ki ailesi onun sanat eğitimi alma kararını pek desteklemedi. İlkokulda öğretmenine sınıf posterleri hazırlarken yardım eden o çocuk, yıllar sonra milyonların tanıyacağı bir karakter yaratacaktı.

Jože Trobec’in Saraybosna Kış Olimpiyatları için açılan maskot yarışmasını bir gazetede tesadüfen görmesi ise hayatının kırılma anlarından biri olur. 1980 Moskova Olimpiyatları’nın maskotu Misha’nın yakaladığı büyük başarıdan ilham alarak, hem sevimli hem de ticari açıdan güçlü bir karakter yaratmak ister.

İşe önce düşünerek başlar: Saraybosna, Jahorina, Bosna-Hersek’in yemyeşil doğası… Bu coğrafyanın ruhunu en iyi yansıtan figür ise ona göre kurttur. Çocukluk anılarıyla birleşen bu fikir, kısa sürede şekillenir ancak Trobec, bilinçli bir tercih yaparak karakterini Disney estetiğinden uzak tutar. Maskotun ismini de Jahorinko olarak belirler. İlk üç taslağı çizip bir kenara bırakır; ta ki eşi, son teslim tarihine günler kala onları göndermesi için ısrar edene kadar.

Yarışma süreci oldukça ilginçtir. Çocuklardan amatörlere kadar herkesin katıldığı bu yarışmada kimi katılımcılar çizgi roman karakterlerini kesip gönderir. Trobec ise daha sistematik bir yaklaşım benimser; maskotun yalnızca bir figür değil, aynı zamanda farklı spor dallarında kullanılabilecek bir görsel dilin parçası olması gerektiğini düşünür. Bu nedenle Vučko’yu kayak, buz pateni ve buz hokeyi yaparken de çizer.

Vučko, 836 başvuru arasından finale kalan altı maskottan birisi olur. İlk oylamada oyların yarısından fazlasını alarak kazanır; ancak yapılan bir itiraz nedeniyle yarışma tekrarlanır. İkinci turda da rakiplerini geride bırakarak bir kez daha galip gelir. Artık Jahorinko adıyla başlayan bu yolculuk, “küçük kurt” anlamına gelen Vučko ismiyle tamamlanacaktır.

Ne var ki herkes bu seçimden memnun değildir. Basının bir kısmı ve halkın bazı kesimleri, kurdun saldırgan ve tehlikeli bir imaj taşıdığını savunur. Trobec ise bu eleştirilere şu sözlerle yanıt verir: “Kurt sebepsiz yere saldırmaz. Hayatta kalmak için savaşır; spor da bir mücadeledir.” Yine de karakteri biraz daha yumuşatmak adına alt çenesindeki sivri diş kaldırılır. Bu, Vučko’nun geçirdiği tek önemli görsel değişiklik olur.

Zamanla Vučko yalnızca bir maskot olmaktan çıkar; gülümseyen, insanları selamlayan, şans dileyen bir karaktere dönüşür. Onun bu çok yönlü kullanımı, Trobec’in kısa sürede hazırladığı piktogramlar ve illüstrasyonlarla mümkün olur.

Üç boyutlu versiyonunun yaratılması ise ayrı bir hikâyedir. Birçok denemenin ardından kuklacı Ivica Bilek’in yaptığı peluş Vučko, Trobec’i gözyaşlarına boğacak kadar başarılı olur. “Onun ruhunu yakalamıştı.” der ve bu iş birliği ömür boyu sürecek bir dostluğa dönüşür.

Vučko’nun başarısının bir diğer sırrı da tasarımındaki sadelikte gizlidir. Daireler, eğriler ve temel geometrik formlarla inşa edilen bu karakter, her ölçekte kolayca uygulanabilir. Bu sayede termometrelerden anahtarlıklara, kupalardan rozetlere kadar sayısız üründe yer alır. Sadece Olimpiyatlar sırasında 126 bin peluş Vučko satılması, onun ticari gücünü de gözler önüne serer.

Ancak bu başarı, Trobec için maddi anlamda aynı ölçüde karşılık bulmaz. Telif hakları konusunda yaşanan uzun tartışmalar ve sonuçsuz davaların ardından, oldukça mütevazı bir ücret karşılığında anlaşma sağlanır. Trobec ise bu parayla ancak bir garaj satın alabilmiştir. Buna rağmen Trobec’in Saraybosna Olimpiyatları’na dair anıları son derece olumludur. Hatta başlangıçta davet edilmeyi unuttukları organizasyona, basında çıkan bir haber sonrası en üst düzey akreditasyonla katılması da bu hikayenin başka bir ironik yanıdır.

Bugün Vučko sadece bir maskot olarak değil, bir dönemin hafızası, ortak bir duygunun sembolü olarak hala yaşamakta. Trobec, onun neden bu kadar kalıcı olduğunu tam olarak açıklayamasa da Bosna’da söylenen o cümle belki her şeyi özetliyor:

“Hepimizin üzerinde uzlaştığı tek şey: Vučko.”