Sanat

Korumasız Masumlar: Eskinin Yeniyle Açıklanışı

Yıl 1942. Belgrad ve tüm Yugoslav coğrafyası Almanlar ve müttefiklerinin kontrolü altında. Böyle bir ortamda Dragoljub Aleksić adında akrobatlık yapan bir metal işçisi Sırbistan’ın ilk sesli filmini yapmaya karar verir ve bu zorlu ortama rağmen bunu başarabilir de. Ancak filmin ünü sadece birkaç ay sürer. Nazi işgali sırasındaki sansürler engeller filmin daha çok bilinmesini, Komünist […]

Balkan Ajanı: Bir Yugoslavya Trajedisi

Duşan Kovaçeviç, 12 Temmuz 1948 yılında Sırbistan’ da doğdu. Tiyatroya ilk adımını dramaturg olarak atan Kovaçeviç, ilerleyen yıllarda tiyatro ve sinema yönetmenliği de yaptı. Balkanların en büyük tiyatro yazarı olarak sayılıyor. Yazdığı eserler döneminin Yugoslavya’ sını yansıtıyor ve kara komedi tarzıyla izleyiciye sunuyor. Vakti zamanında oyunlar İstanbul Şehir Tiyatroları’nda oynandı ve çok sevildi. Yine de

Ah Bu Çingeneler: Karanlık Bir Yugoslav Masalı

Kuzey Vojvodina’da bulunan bir Roman yerleşimi. Yollar çamur, herkes gecekonduvari yapılarda yaşıyor ve sadece gününü idare edebilecek kadar kazanıyor. Artan bir para olursa da (en azından filmdeki karakterlere bakarsak) kumar ve içki masalarında harcanıp gidiyor. İşte bu kampta yaşayanlardan biri de Beli Bora Perjar adındaki orta yaşlı bir kaz tüyü satıcısı. Kiliselerden ve diğer yerlerden

Bir Hüzünlü Hikâye: Bulgar Madonnası

Bulgar resim sanatının en önemli isimlerinden biri kabul edilen ressam Vladimir Dimitrov-Maystora’nın fırçasından çıkan Bulgar Madonnası, ilk bakışta sıradan bir köylü kızının portresi gibi görünebilir. Ancak tabloya biraz daha yakından bakıldığında, insanın içine işleyen çok hüzünlü bir hikâye ortaya çıkar. 1882 yılında doğan ve 1960 yılına kadar yaşayan Maystora, kendine özgü renkleri ve üslubuyla Bulgar

Ölü Bir Liderin Gözünden Parçalanan Ülke: Tito İkinci Kez Sırpların Arasında

Mareşal Josip Broz Tito sıradan bir 1994 günü sonsuz uykusundan ünlü üniformasının içinde bir şekilde uyanır ve yattığı anıt mezarın önüne bir anda gelen arabaya biner. Amacı halkının ne düşündüğünü ve kurduğu ülkeye ne olduğunu öğrenmektir. Karşılaştığı herkes farklı bir şey belirtmektedir, ama birçok kişi durumdan memnun değildir: Biri onun en büyük hatasının yöneticileri de

Bizim Sesimiz de Duyulsun!

Biraz teknik bilgi, antene benzeyen bir direk ve aklına gelen herhangi bir konu… Belki fazla basitleştirdim ama bunlar (yasa dışı da olsa) bir amatör radyo kurmak için gerekli olan şeyler. Bugün izlediğim, 1970 yılında Krsto Papić’in Yugoslavya’nın kırsal kesimindeki korsan radyolar hakkında yaptığı 16 dakikalık “Nek se čuje i naš glas” belgeseli de benim bu

Ohri’de Kültürel Hafızanın İzleri: MOTİF

Ohrili genç bir ressam olan Esra Dehar’ın 12 Mayıs’ta Ohri Grigor Prlicev Kültür Merkezi‘nde açılan ilk kişisel resim sergisi MOTİF, sanatseverlerin beğenisine sunuldu. MOTİF, farklı kültürlerin birbirine dokunduğu görünmez hikâyelerin izini süren bir seridir. Esra Dehar, geleneksel motifleri yalnızca geçmişe ait estetik öğeler olarak değil; kuşaklar boyunca taşınan hafızanın, kimliğin ve aidiyetin sessiz tanıkları olarak

Biraz Ekmek Biraz da Tuz

Leb i Sol, 1970’lerin ortasında Üsküp’te kurulan Balkan müziğinin en güzel örneklerinden biri. İsimleri Makedonca’da “Ekmek ve Tuz” anlamına geliyor. Hayattaki en basit ama değerli şeyler ekmek ve tuzdur ya, işte bu grup, tam bu sıcaklık ve samimiyetle yola çıkmış. Müzikleri de isimleri gibi sıcak, sade ve hemen dinleyeni saran bir yapıda diye düşünüyorum. Onları

Karaula: Çöküşün Kısa Bir Provası

1980’lerin sonunda, hiçliğin ortasında bir sınır karakolu. Betondan bir kulübenin içinde yaşayan bir grup asker ve onların aksi ve huysuz komutanları, Boşnak Teğmen Safet Pašić, bulundukları ıssız dağdaki tek insan belirtisi. En yakın kasaba desen, bir köyden farksız. Bu ıssızlık, askeriyenin monotonluğuyla birleşince hayat haliyle çok sıkıcı oluyor, ki filmimizinana karakteri, Hırvat er ve de

Kurşun İzleri Arasında Yazılmış Şarkılar: Dino Merlin ve Kaybolan Yugoslavya’nın Sesi

Saraybosna’yı tek bir sese sığdırmak mümkün olsaydı, o ses büyük ihtimalle Dino Merlin olurdu. Çünkü o yalnızca bir şarkıcı değil; birçoğumuz için Yugoslavya’nın dağılmasını, Saraybosna kuşatmasını, göçleri, aşkları, kayıpları ve Balkan insanının o garip “hem çok neşeli hem de çok yaralı” ruh hâlini melodilere dönüştüren bir hikâye anlatıcısı. İlginç olan şu ki bugün stadyum dolduran,