Karadağ’da Dağların Arasında Unutulan Demiryolu: Zelenika

Karadağ denince çoğumuzun aklına ilk olarak masmavi deniz, Kotor’un dar taş sokakları ya da Budva’nın kalabalık plajları gelir. Ama biraz yön değiştirip kıyıdan uzaklaştığınızda, dağların arasına doğru ilerlediğinizde bambaşka bir Karadağ’la karşılaşırsınız. İşte tam burada, çok az kişinin bildiği bir hikaye başlar: Zelenika Demiryolu’nun hikayesi.

1900’lerin başına gidelim. O zamanlar Karadağ bugünkü gibi küçük ve sakin bir ülke değil; Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun etkisi altındaki stratejik bir bölge. Kotor Körfezi ise imparatorluk için çok değerli bir liman. Ancak şöyle bir sorun var: Arkasında yükselen sert, geçit vermeyen dağlar.

Viyana’daki mühendisler bir masa etrafında toplanıyor ve o dönem için neredeyse imkânsız sayılan bir karar alıyorlar: “Bu dağları deleceğiz.” O dönem için zor bir plan ama başarıyla deliyorlar dağları. İşçiler, günlerce, aylarca, belki yıllarca taş kırıyor. Uçurumların kenarına köprüler kuruyorlar. Ellerinde bugünkü gibi makineler yok tabii; çoğu işi insan gücüyle yapıyorlar.

Ve sonunda, 1901’de Zelenika Demiryolu açılıyor. Üstelik öyle sıradan bir hat değil. “Dar hat” denilen incecik raylar üzerinde ilerleyen trenler, dağların arasında kıvrıla kıvrıla gidiyor. Adeta bir yılan gibi… Sadece askerler değil, imparatorluk elitleri de bu hattı kullanıyor. Hatta Franz Ferdinand’ın buraya hayran kaldığı anlatılır.

Ama bu hattın en ilginç yanı şu: Görünmesin diye yapılmış olması. Yani olası bir deniz saldırısında trenler hedef olmasın diye, hat mümkün olduğunca dağların içine, gözlerden uzak yerlere kurulmuş.

Yıllar geçiyor… Savaşlar oluyor, sınırlar değişiyor ve burası Yugoslavya’nın bir parçası oluyor. 1960’lara gelindiğinde ise bu hat için “artık kârlı değil” deniliyor ve kaderine terk ediliyor. Raylar sökülüyor, trenler gidiyor… Ama her şey yok olmuyor.

Bugün hâlâ o tüneller ve taş istasyonlar var. Ama içlerinde hayat yok. Bu yüzden yerel halk bu yapılara “hayalet istasyonlar” diyor.

Eğer yolunuz Zelenika’ya düşerse, eski istasyon binasını görebilir, hatta restore edilmiş vagonlarda oturup kahvenizi içebilirsiniz. Ve belki bir an için gözlerinizi kapatıp, o eski buharlı trenlerin sesini hayal edersiniz.

Paylaş