Balkan turuna çıktınız, Prizren’in taş köprülerinde fotoğrafları çektiniz, dar sokaklarında gezdiniz. Tam “Gezdik, bitti” derken karşınıza öyle bir yer çıkıyor ki kendinizi bir anda Anadolu’da hissediyorsunuz. Sanki Tokat’ın küçük bir köyüne gelmişsiniz gibi: Mamuşa.
Kosova’nın güneyinde, Prizren’e sadece birkaç kilometre uzaklıkta bulunan Mamuşa, Balkanlar’daki en dikkat çekici Türk yerleşimlerinden biri. Üstelikburanın tarihi Tokat’tan gelen Türk ailelere dayanıyor. Ayrıca burası önceden sadece köy olarak sayılırken 2000 yılında belediye yapılmıştır. Burada belediye işlerinde de çoğu zaman Türkçe kullanılıyor.
Tokatlıların Balkanlar’daki İzleri
Mamuşa’nın hikâyesi, Osmanlı döneminde Anadolu’dan Balkanlar’a yapılan yerleşimlerle başlıyor. Rivayete ve yerel anlatılara göre bölgeye yerleşen ilk Türk topluluklarının önemli bir kısmı Tokat ve çevresinden gelen ailelerdi. Bu yüzden köyde dolaşırken insanların konuşmasında, günlük yaşamında ve hatta mutfağında Anadolu’nun izlerini görmek mümkün.
Sokakta yürürken kulağınıza gelen Türkçe sizi şaşırtabilir. Ama bu, bildiğimiz İstanbul Türkçesi değil; Rumeli’nin o sıcak, samimi şivesiyle konuşulan bir Türkçe. Bir bakkala girip selam verdiğinizde kısa bir alışveriş yapıp çıkmanız pek mümkün değil. Birkaç dakika içinde sohbet uzar, konu memlekete gelir, çaylar söylenir. Mamuşa’da misafir olmak çok kısa sürede “bizden biri olmak” anlamına gelir.
Domatesin Başkenti
Mamuşa’nın bugün en çok bilinen özelliği ise tarımı. Özellikle domates üretimi buranın adeta simgesi hâline gelmiş durumda. Köye girer girmez gözünüze çarpan şey uçsuz bucaksız seralar. Bir an için bütün köyün aynı anda domates yetiştirmeye karar verdiğini düşünebilirsiniz.
Gerçekten de Mamuşa’nın domatesi o kadar meşhur ki her yıl burada Domates Festivali düzenleniyor. Festival zamanı köyün sokakları kırmızıya bürünüyor; kamyonlar dolusu domates, tezgâhlar, yemekler ve müzikle tam bir Balkan şenliğine dönüşüyor.
Osmanlı’dan Kalan Saat Kulesi
Mamuşa’nın ortasında yükselen Mamuşa Saat Kulesi ise köyün tarihine küçük ama önemli bir pencere açıyor. Osmanlı döneminde, II. Mahmud zamanında inşa edildiği bilinen bu kule, köyün en eski simgelerinden biri. Bugün hâlâ dimdik ayakta durarak Mamuşa’nın geçmişini hatırlatıyor.
Küçük Bir Köy, Büyük Bir Enerji
Mamuşa’nın en etkileyici yanı ise belki de insanların sıcaklığı. Sabahın erken saatlerinde seralara giden kadınlardan akşam kahvede sohbet eden gençlere kadar herkesin yüzünde Balkan neşesi var. Köy küçük olabilir ama enerjisi büyük.
Eğer yolunuz bir gün Prizren’e düşerse, seyahat rotanıza mutlaka Mamuşa’yı da ekleyin. Taptaze domateslerin tadına bakın, mis kokulu böreklerinden deneyin ve insanlarla sohbet edin. Büyük ihtimalle ayrılırken yanınıza bir kasa sebze almış olursunuz.
Çünkü Mamuşa’dan boş dönmek pek mümkün değil.



