Patriyotların durumunu anlamak için öncelikle yanlış anlaşılan iki noktaya değinmekte fayda vardır:
Bunlardan birincisi, 1923 mübadele anlaşması “Türk-Yunan” değişimi değildi. Din temelli bir değişim olup “Müslüman-Ortodoks” değişimiydi.
İkinci olarak da iskan politikasına değinmek gerekir. İskan politikasının temelde iki amacı vardı. Bunlardan birincisi fethedilen topraklarda Türkleşmeyi sağlayarak fethi kalıcı hale getirmek, ikincisi ise Selçuklu Devleti’nin devamı olarak kendini gören ve bu nedenle Osmanlı Devleti ile sürekli mücadele içinde olan Karamanoğulları Beyliği’nin dağıtılmasını sağlayarak sürekli vuku bulan mücadeleyi sona erdirmekti. Bu kısım çok önemlidir çünkü bugün Balkan göçmeni olduğunu söyleyen birçok kişi köken olarak aslında Konyalıdır.
Bu açıklamaları temel yaparak sınıra geçtiğimizde sırasıyla Dedeağaç, Makri, Gümülcine, İskeçe, Kavala geçildikten sonra karşımıza Drama, Serez, Selanik, Kozani, Yanya, Yanniça, Kayılar, Grebene, Langaza, Neapoli (Nasliç) gibi yerler çıkmaktadır. Kabaca Makedonya bölgesi dediğimiz bu kısım özellikle mübadiller için gönülde bir yara olarak kalmıştır. Bu bölgeden gelenlerin büyük bir kısmı yukarıda bahsettiğim gibi Karaman kökenli olmakla beraber bunun dışında Yörük olanlar ve başkaca bölge kökenli Türkler de bulunmaktadır. İşte hikaye tam olarak burada başlamaktadır. Peki Patriyotların durumu nedir?
Patriyotların hikayesini anlamak için özellikle 17. ve 18. yüzyıllara gitmek gerekir. İskan politikasıyla gelen Türkler ve bölgede bulunan Grek (Helen) halkı zamanla komşu olmuşlar ve aynı toprağı paylaşmışlardır. Patriyotlar başta Kozani olmak üzere o bölgenin yerli halkı olup Yunan yani Grek yani Helen halkıdır. Burada ara cümle olarak belirtmekte fayda var ki Rum ve Yunan (Grek/Helen) aynı kavram değildir. Rum kelimesi Roma İmparatorluğu tebasını karşılarken Yunan kelimesi direkt halkı karşılar. Grek ve Helen de Yunan kelimesi ile eş anlamlıdır. Patriyotlar Ortodoks ve Yunan olup zaman içerisinde din değiştirmiştirlerdir. Bunun ise üç sebebi vardır:
- Kilise aidatının / bakımının maliyetli olması ve aynı zamanda Osmanlı Devleti’ne cizye ve haraç vergisi verilmesi. Ekonomik olarak ağır geliyordu.
- Yeniçeri Ocağındaki bazı görevli askerlin dönem içindeki baskıları.
- Zaman içerisinde bölgeye gelen Türk ailelerle etkileşim ve sosyal ortam akışında doğal etkilenme.
Bu üç ana durum sonrası Patriyotlar zaman içinde Müslüman olmuşlardır. Burada tartışmalı olarak 2 numaralı etken kendini göstermektedir. Fakat dönem içinde maalesef Yeniçeri baskıları da olmuştur. Üstelik bu madde çok önemlidir çünkü yoklamaya gelindiğinde Yeniçerilere kapıyı açan bu Yunan aileler “Biz Vallahi Müslümanız” diyerek karşılık verir olmuşlardır. Hatta Yeniçeri ile daha olumlu diyalog için Yeniçerilerin yapısına da uygun olarak Müslüman olduktan sonra çocuklarına hep Bektaşilerin çok kullandığı isimleri (Zülfikar, Abdül, Ali, Cemal, Cem, Feyzullah, Haydar vb.) vermişlerdir. Bölgedeki Müslümanlığı seçmeyen diğer Yunan kökenliler ise Müslümanlığı seçen bu Yunan halka “Vallahades” demişlerdir. Bunun kökeni de bu halkın anılan sebeplerden dolayı artık yorulup “Vallahi Müslümanız” demesinden kaynaklıdır.

Vallahadeslerin yıllar içindeki etkileşimi ve durumu bu şekildeyken o bölgedeki Müslümanlığı seçmeyen akrabaları onları dışlamıştır. Çünkü anılan sebeplere direnmeyip köken olarak olmasa da din olarak asimile oldukları düşünülmüştür.
Süreç bu şekildeyken 1923 yılında yapılan mübadele anlaşması ile din temelli bir değişime karar verilmiştir. Acıklı hikaye ise en çok burada kendini göstermektedir. Çünkü Yunan Halkı -> Vallahades -> Patriyotlar olarak zaman içindeki dönüşümü olan bu Müslüman Yunanlar yurtlarından gitmemek için gemiye bindirmek üzere kapıya gelen askerlere çok direnmiştir. Rivayet odur ki elleriyle kapıları o denli sert tutmuşlardır ki bazı kişilerin tırnakları tahta kapılarda kalmıştır. Yine rivayet odur ki bulunulan dönem sürekli savaşların olduğu bir dönem olduğu için nasılsa geliriz düşüncesiyle birçok kişi varlıklarını ya evlerinde ya da yakın çevrelerde gömmüşlerdir. Bölge insanı hayvancılık ve tarım yaptığı için o denli bir travma yaşamıştır ki kendilerini toplamak üzere gelen askerleri görünce ekinini yakmış hayvanlarını salmıştır. Bu konuları Neapoli (eski ismiyle Nasliç) gittiğimde oranın yaşlı insanlarından bizzat dinledim. Aynı zamanda Türkiye’de de bu anlatıları büyüklerimizden veya büyüklerimizden dinleyen başkaca büyüklerimizden de bizzat dinledik. Nesilden nesle aktarıldı.

Patriyotlar diğer Müslüman halklar gibi askerlerce toplandı ve Serez bölgesinden gemilere bindirildi. Esasen buradaki yolculuk da çok acıklıdır. Uzun süren yolculuk, salgın hastalıklar hikayeyi daha da dramatik hale getirmektedir. Gemide şartlara dayanamayıp ya da salgın hastalığa yakalanıp ölen bebekler maalesef şartlar gereği denize atılmıştır. Günlerce aç kalınmıştır. Gemiler ise ağırlıklı olarak İzmir’e ve bugünkü Büyükçekmece / Mimarsinan bölgesine gelmiştir. Rivayet odur ki dönemin Kozani Valisi Krala mektup yazar ve bu halkın Müslüman Yunan olduğunu Müslüman Türk olmadığını ve gönderilmelerinin yanlış olduğunu söyler. Kral ise dinlerini korumayıp onlardan olmuşlar dönüşü yapar ve gönderilmeleri emrini tekrar eder.

Hikayenin diğer yüzü ise burada başlamaktadır. Burada ise direkt bir örnek vermek gerekecekse Çatalca / Elbasan Patriyot köyüdür. Bununla beraber o zamanki ismi Anarşa olan günümüzde Beylikdüzü / Gürpınar olan bölge de ağırlıklı olarak Patriyotların yaşadığı bölgedir. Patriyotların acıklı hikayesi burada da devam etmektedir çünkü çok iyi derecede Patriyotça yani Romaikaca (Yunan dilinin daha yerel ağzı) konuşmaları hem kadınlarının hem erkeklerinin genelde uzun boylu olmaları, rivayet o ki “Meryem Ana üzerine yemin ederiz ki Müslümanız” demeleri sebepleriyle Türkiye’deki yerel halk tarafından “bunlar orada korkudan Müslüman olmuşlar bunlar kılıçtan dönme Müslüman” gibi ithamlara maruz kalmalarına ve dışlanmalarına neden olmuştur. Görüleceği üzere kendi toprakları olan Makedonya’da Müslüman oldukları için dışlanan Patriyotlar getirildikleri (Silivri, Çatalca, Beylikdüzü, Yalova, Manisa vb.) yerlerin bazılarında da yabancı muamelesi görmüş ve dışlanmışlardır.
Patiyotlar ise Müslümanlığı makul yaşayan, herkesin kendinden sorumlu olduğunu bilen, hem kadınları hem erkekleri Patriyotça ve Kur’an okumayı bilen, genellikle boylu ve yapılı, yanakları al ve yuvarlak olarak tasvir edilen, sütlü, şerbetli ve irmikli tatlıları güzel yapan ama en çok da “Patriyot böreği” ile mutfağı bilinen, vatansever olarak anılan din esasında Müslüman köken esasında Yunan halkıdır. Bu hususta yaşayan bir kaynak olarak bugünkü ismi Neapoli olan Nasliç’te yaşayan Oakim Beyefendi her konuya hakimdir. O bölgeye gidenler bu ismi verince kendisini herkes tanıdığı için direkt ulaşabilirler. Ayrıca Vallahadesler yani Patriyotlar konusunda Selanik Aristoteles Üniversitesi de çalışmalar yapmaktadır. Örneğin bu üniversitede Athena Katsanevaki’nin çalışmaları mevcuttur.
Son olarak, babaannesi Müslüman Yunan (Patriyot) olan biri olarak kendi deneyimlerimden kısa bir not aktarmak isterim. Bizzat Neapoli (Nasliç) bölgesine gittim ve oradaki bu tatlı kasabada çok güzel ağırlandım. Vefat eden büyüklerimin fotoğraflarını gösterdim ve etrafıma toplanan kalabalık kendi büyüklerine çok benzediklerini söyledi. Ayrıca babaannemin soyadının “Albeniz” olduğunu söylediğimde orada hala bulunan “Albanis” sülalesinden bahsettiler. Günler sonra beni sosyal medyadan bu soyisimli kişiler takip etti. Onlarla konuştuğumda büyüklerinin anlattığı üzere aslında daha büyük bir sülale olduklarını ama bir kısım akrabalarının Osmanlı zamanında Müslüman olduklarını söylediler.
Kökeni Arnavut, Yunan, Türk ne olursa olsun bir gerçek var ki Balkanlar dünyanın en güzel coğrafyası ve mübadele arkasında çok acıklı hikayeler bırakmış. Bir tarafı Türk bir tarafı Kürt bir tarafı Yunan biri olarak bildiğim tek şey en güzel din ahlak, en güzel köken ise insan olmaktır. Tarihi araştırmak ve gerçeği bilmek ise bunun sadece güzel bir uğraşı tarafıdır.
Ah Selanik…



