Sinema, zamanı durdurmanın ötesinde; kaybolmaya yüz tutmuş mekânları, sesleri ve hatıraları yeniden inşa etme gücüne sahip en etkili araçlardan biridir. Dedemin Evi belgeseli de tam olarak bu düşünsel zeminde, bir ailenin bireysel merakından yola çıkıp Balkanlar ve Ege coğrafyasında kitlesel göçlerin izini süren kolektif bir hafıza yolculuğuna dönüştü.
Bir Soruyla Başlayan Yolculuk
Her belgeselin bir çıkış eşiği vardır; bizim eşiğimiz ise senaristimiz ve anlatıcımız Buğçe Çalışkan’ın aile köklerine dair sorduğu samimi sorular oldu. İki tarafı da farklı coğrafyalardan ve farklı dönemlerde zorunlu göç tecrübesi yaşamış bir ailenin ferdi olarak Buğçe, “Biz nereden geldik ve geride bıraktığımız ‘ev’ler şimdi ne durumda?” sorusunun peşine düştü.
Kamera elimizde, harita önümüzde başlayan bu yolculuk bizi iki ana hat üzerinden geçmişin katmanlarına götürdü:
1974 Kıbrıs Barış Harekâtı’nın ardından Batı Trakya’da tırmanan siyasi ve toplumsal baskılar neticesinde doğup büyüdüğü toprakları terk etmek zorunda kalan Dede Şevket’in anıları… Bu hat, bizi Yunanistan’ın Batı Trakya sokaklarına, ailesinin eski mahallelerine ve hâlâ orada yaşayan akrabalarımızla kucaklaşmaya ulaştırdı.

Bulgaristan ve “Büyük Göç” (1989): Anlatının diğer ayağında ise 1989 yılında Jivkov rejiminin uyguladığı systematically asimilasyon politikaları sonucu Türkiye’ye uzanan baba tarafının buruk hikâyesi yer alıyordu.
”Ev, Sadece Duvarları Olan Bir Yapı Değildir”
Filmi kurgularken Gülten Taranç ile birlikte en çok üzerinde durduğumuz kavram “ev”in anlamıydı. Sınırların çizildiği, haritaların değiştiği coğrafyalarda ev nedir? Sadece taş ve tuğladan ibaret bir mimari yapı mı, yoksa kuşaktan kuşağa aktarılan bir hatırlama biçimi mi?
Bu soruların yanıtını ararken anlatıyı sadece tarihi kronolojiye sıkıştırmadık; aile albümlerindeki sararmış fotoğrafları, amatör video kayıtlarını ve bugün o coğrafyalarda yankılanan sesleri bir araya getirdik. Filmde Buğçe’nin de ifade ettiği gibi: “Bazen ev sadece bir bina değil, bir insandır.” Geride bırakılan evler belki fiziksel olarak yıkılmış ya da el değiştirmişti; ancak insanların zihninde ve anlatılarında canlılığını koruyordu.
Tapani Müziğinin Ruhu
Balkan göçünün İzmir’deki kalbi sayılan Çamdibi, sadece bir semt değil; kentin hafızasında hüznün, coşkunun ve ritmin bir arada yaşadığı canlı bir kültür adasıdır. Bu kültürün en özgün unsurlarından ikisi —ritmini davul ve zurnanın coşkusundan alan Tapan (Tapanı) müziği ve toplumsal hafızanın mekânı olan Müzisyenler Kahvehanesidir.
Prof. Dr. Berrak Taranç, Dedemin Evi belgeselinin özgün müziklerine imza atarak eserin duygusal ve akademik omurgasını oluşturmuştur.

Etnomüzikolojik Derinlik
Berrak Taranç, belgesel müziklerini hazırlarken geleneksel Balkan ezgilerini sadece ham haliyle kullanmamış; etnomüzikolojik bir yaklaşımla bu ezgilerin tarihsel ve sosyolojik arka planını incelemiştir.Tapan ritimlerini, üflemeli çalgıları ve otantik Balkan melodilerini çağdaş kompozisyon teknikleriyle harmanlayarak belgesele sinematik bir atmosfer kazandırmıştır.
Taranç’ın besteleri, izleyiciye bir yandan göçün ve kopuşun getirdiği burukluğu yaşatırken, diğer yandan Çamdibi sokaklarındaki yaşama sevincini ve direncini hissettirir.
Festivaller ve Uluslararası Yankı
İzmir merkezli başlayıp Batı Trakya ve Bulgaristan’a uzanan bu yapım macerası, tamamlandıktan sonra seyirciyle buluştuğu festival yolculuğunda da göçün evrensel dilini bir kez daha kanıtladı.

Adana Altın Koza ve Ankara Uluslararası Film Festivali gibi ulusal seçkilerin yanı sıra; Bosna-Hersek’te düzenlenen 13. Trebinje Film Festivali’nde *”En İyi Akdeniz Filmi Ödülü”*ne (Best Mediterranean Movie Award), Rusya’da düzenlenen 10. Golden Raven Uluslararası Arktik Film Festivali’nde ise “Özel Diploma” ödülüne layık görüldü. Dedemin Evi (My Grandpa’s Home), Sırbistan’da düzenlenen *10th VRMDŽA FEST – International Festival of Tourist and Ecological Documentary Film* kapsamında *Best Foreign Film / En İyi Yabancı Film Ödülü*’ne layık görüldü.
Uluslararası jüri; filmin sanatsal niteliği, özgünlüğü ve duygusal derinliğinden etkilendiğini belirterek Dedemin Evi’ni bu ödülle onurlandırdı.
Farklı kültürlerden jürilerin ve izleyicilerin, Ege ve Balkanlar’daki bu yerinden edilme hikâyesine gösterdiği derin empati, belgeselimizin ulaştığı evrensel boyutu göstermesi açısından bizleri ziyadesiyle gururlandırdı.
Son Söz
Dedemin Evi, koparıldığı topraklara özlem duyanların, yolda olanların ve köklerini unutmayanların hikâyesidir. Balkan coğrafyasının o tanıdık, hem hüzünlü hem de hayat dolu ruhunu beyaz perdeye taşırken tek bir amacımız vardı: Unutmaya karşı hatırlamayı çoğaltmak.
Sitenizin değerli okurlarına ve Balkan kültürünün yaşatılmasına katkı sağlayan tüm emekçilere sevgi ve saygılarımla…
Prof. Dr. Ragıp Taranç Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi



