Belgrad’ın Beton Devleri: Genex ve Toblerone’a Mimari Bir Yolculuk

Belgrad’ın siluetine uzaktan baktığınızda ilk dikkat çeken şey parlak cam kuleler ya da modern gökdelenler değildir. Aksine, gökyüzüne doğru yükselen gri, ağır ve neredeyse heykelsi beton yapılar sizi karşılar. Bu şehirde beton yalnızca bir yapı malzemesi değil; bir dönemin ruhunu, ideolojisini ve estetik anlayışını taşıyan bir ifade biçimidir. Belgrad’ın brütalist mimarisi de tam olarak böyle bir hikâye anlatır. Bu hikâyenin en çarpıcı iki karakteri ise şehrin farklı uçlarında duran iki ikonik yapı: Genex Kulesi ve halk arasında “Toblerone” olarak bilinen bina.

Şehre batıdan, havalimanı yolundan girerken uzaktan görünen devasa yapı Genex Kulesi’dir. Resmî adıyla Batı Kapısı olarak da bilinen bu yapı, mimar Mihajlo Mitrović tarafından 1970’lerin sonunda tasarlanmıştır.

Aslında iki ayrı kuleden oluşur: biri konut olarak kullanılırken diğeri bir zamanlar iş merkeziydi. İkisini birbirine bağlayan ve üstte asılı gibi duran dairesel bölüm ise yıllar önce döner restoran olarak düşünülmüş.

O dönemin geleceğe dair hayallerini yansıtan bu tasarım, bugün hâlâ oldukça etkileyici görünür. Genex’in en çarpıcı yanı belki de süslenmeye çalışmamasıdır. Ham betonun sertliği, yılların bıraktığı izler ve biraz da yorgun görünen yüzüyle, bulunduğu yerde sessiz ama güçlü bir şekilde varlığını hissettirir.

Belgrad’ın brütalist hikâyesi sadece şehrin batısında kalmaz. Doğuya, Karaburma semtine doğru ilerlediğinizde bu kez karşınıza çok farklı bir yapı çıkar: Toblerone binası. İsmini ünlü üçgen çikolatanın paketine benzeyen formundan alır.

Mimar Rista Šekerinski’nin 1963 yılında tasarladığı bu konut binası, dışarı doğru taşan üçgen balkonlarıyla hemen fark edilir. Düz ve sıradan cephelerden uzaklaşmak isteyen mimarın bu tercihi, binaya oldukça hareketli ve özgün bir görünüm kazandırmıştır. Güneş ışığı gün boyunca bu köşeli yüzeylere farklı açılardan vurur ve bina adeta sürekli değişen bir heykel gibi görünür.

Genex ve Toblerone aslında Belgrad’ın mimari karakterinin iki farklı yüzünü temsil eder. Genex daha sert, daha anıtsal ve biraz da otoriter bir duruş sergilerken; Toblerone daha deneysel, daha geometrik ve neredeyse oyunbaz bir tasarıma sahiptir.

Bugün etraflarında yükselen modern cam binaların yanında ikisi de biraz eski zamanlardan kalmış gibi görünse de, tam da bu yüzden daha gerçek ve daha karakterlidir.

Belgrad’a yolu düşen biri için bu iki bina sadece mimari yapılar değildir. Onlar, Yugoslavya döneminin geleceğe dair büyük hayallerini, şehir planlamasının cesur denemelerini ve betonun bile bir hikâye anlatabileceğini hatırlatan sessiz tanıklardır.

Eğer bir gün bu yapıların yanından geçerseniz, bir an durup yukarı bakın. Betonun içinde saklı o eski dünyanın hayalini hissetmek hiç de zor değildir.

Paylaş