Peja’ya bir şehir görmek için gitmedim.
Bir sahneye davetliydim. Kosova Devlet Tiyatrosu’nun desteğiyle, Istref Begolli’nin adını taşıyan o sahnede düzenlenen MonoAkt kapsamında…
Tek kişinin sahnede çoğaldığı bir alanın içine.
Ama bu yolculuk yalnız değildi. Babamın oynadığı bir oyunla oradaydık. Bambaşka bir hikâyeyi, başka bir coğrafyanın sahnesine bırakmak için.
İnsan bazen bir yere gitmez.
Bir anlamın içine girer.
Istref Begolli… Sadece bir oyuncu değil, bu coğrafyada sahnenin hafızasını taşıyan bir isim. Onun adını taşıyan bir tiyatroda olmak, sadece bir binaya girmek değil; birikmiş bir bakışın içine girmek gibi.
Sahneye çıkan oyuncular yalnızdı. Ama o yalnızlık uzun sürmedi. Çünkü insan sahneye çıktığında tek kalmaz. İçinde konuşanlar sıraya girer.
Monolog dediğimiz şey, insanın kendi içindeki çokluğu sırayla düzenlemesidir.
Bir tür iç mimari.
Belki de bu yüzden, sahne her zaman bir yüzey değil, bir plan taşır. Görünmeyen bir kurgu, görünen bir hareket.
Peja da böyle bir yer. Osmanlı zamanında adı İpek. Şimdi Peja.
Bazı şehirlerin iki adı olur. Biri söylenir, diğeri hissedilir.
Sokakta yürürken bunu fark ediyorsun. Farklı diller, farklı yüzler, farklı geçmişler… Ama tuhaf bir uyum. Taşlar ayrı, düzen aynı.
Bu sadece birlikte yaşamak değil. Birbirine değmeden, aynı yapının içinde durabilmek.
Bu topraklar, Mehmet Akif’in köklerine değen topraklar. Bir insanın nerede doğduğundan çok, nereden beslendiğini hatırlatan yerler. Çünkü bazı yerler insan yetiştiremez. İnsanın içindeki ölçüyü kurar.
Tiyatrodan çıkıp nehre doğru yürüdüğümde, bu ölçü hissi daha da netleşti.
Bistrica akıyordu. Ama mesele su değildi.
Akıştı.
İnsan zihni de böyle çalışır. Durduğunu zanneder, ama arka planda sürekli bir hareket vardır. Sahnede tek bir ses duyarsın, ama içeride başka katmanlar konuşur.
Belki de bu yüzden bazı şehirler bize tanıdık gelir. Çünkü dışarıda gördüğümüz şey, içeride zaten vardır.
O akşam, uzun bir günün ardından masaya oturduğumuzda, önümüze bir dilim Triliçe geldi.
Ayrı ayrı bakıldığında basit. Bir araya geldiğinde dengeli bir lezzet…
Sonra Peja’yı düşündüm.
Bir sahne.
Bir kök.
Bir akış.
Ve hepsi tek bir yerde birleşiyor.
İnsan bazı şehirleri gezmez. Kendini orada, yavaş yavaş kurar.
Ve bazı yerler sadece akılda değil de damakta da kalır.



