İstanbul’un yer altını bir ağ gibi saran gizemli dehlizler, Novi Sad’daki Petrovaradin Kalesi’nin altında da var. Turistler yukarıda fotoğraf çekilirken, ayaklarının tam 16 kilometre altına kadar uzanan devasa bir labirent dünyası uzanıyor. Bu yer altı sistemi, 1760’larda Avusturya-Macaristan İmparatorluğu döneminde inşa edilmiş. O zamanlar sadece bir sığınak olarak düşünülse de aslında dönemin en iyi mühendislik harikalarından biriymiş.
Tünel dört katlı olduğu için oldukça karmaşık bir yapıya sahip ancak burada güvenlik için bazı özel mimari teknikler de uygulanmış. Mesela mimarlar tünelin duvarlarının eğimini, sesi iletmek için özel olarak tasarlamış. Bu sayede kilometrelerce ötedeki bir düşman askerinin toprağı kazarken çıkardığı en hafif ses bile dinleme odalarından net bir şekilde duyulabiliyormuş.

Elbette zamanla tünellerdeki teknik mükemmellik yerini efsanelere bırakmış. Kalenin yapımında çalışan üst düzey subayların ve mimarların gizli cemiyetlerle bağlantısı olduğu söylentileri var. Bu yüzden tünellerin bazı stratejik noktalarının sadece askeri amaçla kullanılmadığına inanılıyor. Bu noktaların gizli ayinler ve simya çalışmaları için merkez seçildiği iddia ediliyor. Tünellerin en derin noktalarında duvarlara kazınmış tuhaf semboller bu iddiaları destekliyor gibi. Çünkü bu semboller ne askeri bir rütbeye ne de bilinen bir alfabeye benziyor.
Petrovaradin’in altındaki bu 16 kilometrelik devasa sistemin bugün sadece çok küçük bir kısmı ziyarete açık. Geri kalan büyük bölüm ise hala gizemini koruyor. İçerideki su tuzakları, karmaşık havalandırma kanalları ve devasa yankı odaları orada.

Bu tüneller bize tarihin sadece savaşlardan ibaret olmadığını gösteriyor. Taşın ve betonun içine işlenmiş, keşfedilmeyi bekleyen mistik bir hafıza orada, yerin 16 kilometre altında uyumaya devam ediyor.



