Balkan İnsanı Ne Kadar İnatçı Olabilir?

Saraybosna’ya gidenler şehir merkezinde, nehrin kenarında şu anda restoran olarak kullanılan ve üzerinde “Inat Kuća” yazan bir ev görürler. Bu evin gerçekten de bir inat yüzünden adı böyle.

Hikâye, 1800’lerin sonunda Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun şehri baştan aşağı yenilemeye karar vermesiyle başlıyor. İmparatorluk yetkilileri, nehir kenarına devasa bir belediye binası, yani bugünkü Vijećnica’yı yapmak için kolları sıvıyorlar. Ancak tam o noktada, Benderija isimli bir Bosnalının evi duruyor. Projenin önündeki tek engel bu küçük ev ve sahibinin bitmek bilmeyen inadı.

Yetkililer Benderija’ya gidip bir yığın altın ve yeni araziler teklif ediyorlar. Normalde kimsenin hayır diyemeyeceği bu teklifler, Benderija için hiçbir anlam ifade etmiyor. Adam evi satmamakta o kadar direniyor ki, koca imparatorluk ne yapacağını şaşırıyor. En sonunda Benderija pes etmek yerine, şu cümleyi kuruyor: “Evimi ancak her bir tuğlasını tek tek söküp, nehrin tam karşı kıyısına aynen geri dikerseniz size veririm.”

İmparatorluk projenin aksamaması için bu garip isteği kabul etmek zorunda kalıyor. İşçiler evi parça parça söküyor, taşları karşı kıyıya taşıyor ve her şeyi milimi milimine eski haline getiriyorlar. Benderija ise her gün nehir kenarına geçip, evinin taşınmasını büyük bir keyifle izliyor. Böylece ev, nehrin öte yakasında “Inat Kuća” yani İnat Evi ismiyle yeniden hayat buluyor.

Bugün bu ev bir restoran olarak kullanılıyor ve hemen karşısında duran devasa belediye binasına bakmaya devam ediyor. Kapısında ise “Bir zamanlar karşı kıyıdaydım ama inat uğruna buraya geldim” yazıyor. Saraybosna’ya gidenler, bu iki binanın birbirine bakışında Balkan insanının dikbaşlılığını ve güce karşı boyun eğmeyen inadını görebiliyor.