Tarih 5 Nisan 1941. Güneşli bir cumartesi sabahı, bir grup insan hiçliğin ortasında onları Belgrad’a götürecek otobüsü bekliyor. Sürekli öksüren hasta bir adam Belgrad’da şifa bulacağını umuyor, huysuz bir savaş gazisi oğluna para götürmeye gidiyor, sesi pek de güzel olmayan bir şarkıcı bir restoranda iş bulacağına inanıyor ve Alman hayranı, aksi adam ile aşırı saf avcının da elbet bir nedenleri var olsa gerek, Belgrad yolunu tutmak için. Ve bu kafileyi tamamlayanlar, birçok kişinin bir Antik Yunan oyunu korosuna benzettikleri Roman şarkıcılar. Avcı pes eder ve farklı bir durağa gitmek için yola çıkar, ama o gittikten kısa bir süre sonra otobüsümüz görülür. Derme çatma, her gittiği yeri dumana boğan, kırmızı bir köhnelik harikası bir otobüs ve onun huysuz ve paragöz şoförü ve de biraz aklı kıt oğlu da kafileye dahil olur.

Birkaç gün önce izlediğim, 1980 yapımı, Ko To Tamo Peva filmi, temel olarak bahsettiğim karakterlerin (yanlarına ekstradan pek sözü olmayan, biraz figürana benzettiğim bir papaz, dünyayı gezmek isteyen bir gelin ve de hiçbir şeyden haberi olmayan bir damat da eklenir) Belgrad’a yolculuklarını ve yaşadıkları olayları anlatan bir eser.
Yolculuğun başladığı tarih filmin en önemli detaylarından biri, çünkü 6 Nisan 1941’de Nazi Almanyası Yugoslavya’yı işgal eder ve bu işgalin en bilinen olaylarından biri de yolcuların heyecanla gitmek istedikleri Belgrad’ın ağır bombalanmasıdır. Bu detaylar bir araya gelince, bu birbirlerinden hoşlanmayan ve ikide bir birbiriyle atışan kafilenin adeta ölümlerine doğru gittiğini fark eder insan. Ki bu ölümlerine giden yolda da onlara gittikleri yolun tehlikesi sık sık gösterilir. İlk olarak ana yolu ordu kapatır, sonra askeri araç geçtiği için ağır hasar gören bir köprü görülür, otobüse askerler kısa süreliğine el koyar, otobüs sahibinin oğlu askere alınır ve en son Belgrad’dan at arabasıyla kaçan bir adam onlara, gitmemeleri konusunda bir uyarı yapar. Daha fazla detay vermeyeceğim; senaryonun nasıl ilerlediği konusunda, ama tahmin edebileceğiniz gibi otobüs yolcuları bu son uyarıyı da dikkate almaz ve direkt Belgrad’a doğru yollarına devam ederler.

Hikâye kısaca özetlendiğine göre şimdi detaylara geçebiliriz. Bir kere filmdeki en hoşuma giden karakterlerden biri usta oyuncu Pavle Vuisić’in oynadığı kondüktör. Aklıma Ali Şen’in oynadığı kurnaz tüccar tiplemesini getiren Pavle Vuisić’in karakteri, yolcularına kötü et satan, otobüsün arka kısmına daha çok para için domuz yerleştiren, her olayı daha çok para kazanmak için bir fırsata çevirmeye çalışan biri. Ama aynı zamanda filmdeki en duygusal
sahnelerden birinin de başkarakteri. Oğluyla olan o son sahne tek kelimeyle muhteşem. Diğer tüm karakterler de tek kelimeyle muhteşem. Her ne kadar fazla detaylandırılmasalar da, bunun aslında mantıklı bir açıklaması da var: hepsi ilk defa birbirlerini bu otobüste tanıyorlar ve bu yüzden kendileri hakkında fazla derine inmiyorlar.

Şarkılar zaten muhteşem ve bu konuda yapabileceğim fazla bir yorum yok. Açıkçası filmi izledikten sonra “Za Beograd” şarkısını birkaç kere kendi kendime dinledim. Bu güzel filmi Balkanların kara mizahına alışkın herkese gönül rahatlığıyla önerebilirim.



