Bazı göçler yalnızca insanları yerinden etmez. İki şehrin karakterini de değiştirir. Vodina ile Adapazarı arasında yaklaşık yüz yıl önce yaşanan şey biraz böyle.
Bugün Yunanistan haritalarında Edessa diye geçen Vodina’nın adı bile suyla ilişkili. Slavca voda, su demek. Şehrin içinden geçen sular platonun kenarına ulaşıyor ve yaklaşık 70 metre aşağı dökülüyor. Yüzyıllar boyunca bu su yalnızca güzel bir görüntü yaratmamış. Değirmenleri, atölyeleri, dokuma üretimini çalıştırmış. Vodina’nın ekonomisi de gündelik hayatı da suyun etrafında kurulmuş.

1906 kayıtlarında şehirde suyla dönen on sekiz tahıl değirmeni ve yedi susam yağı değirmeni bulunuyor. Daha sonra tekstil ve başka üretim alanları geliyor.
Yani Vodina’da su dekor değil. Şehri çalıştıran şey. Ama Vodina’nın kaderini yalnızca su belirlemiyor. Bir de yol var.
Şehir, Roma döneminden beri Balkanlar’ın en önemli doğu-batı hatlarından biri olan Via Egnatia’nın üzerinde. Dıraç’tan başlayan yol Selanik üzerinden İstanbul’a uzanıyor. Yüzyıllar boyunca ordular, tüccarlar, mallar, diller ve inançlar bu güzergahtan geçiyor. Vodina daha baştan iki hareketin arasında kurulmuş gibi.

Su akıyor… İnsan geçiyor…
Sonra 20. yüzyıl geliyor ve geçmek kelimesinin anlamı değişiyor. Balkan Savaşları, yeni sınırlar ve 1923 nüfus mübadelesi, yüzyıllardır aynı coğrafyada yaşayan insanları birkaç yıl içinde başka yerlere taşıyor. Vodina’nın Müslüman nüfusunun önemli bir bölümü Anadolu’ya geliyor. Bunların bir kısmı Adapazarı’na yerleşiyor. Ters yönde de insanlar gidiyor. Adapazarı ve çevresinden ayrılan Rum ailelerin bir kısmı Vodina bölgesine yerleştiriliyor. Bence hikâyenin en ilginç tarafı burası.
İki şehir birbirine insan bırakıyor:
Bir taraftan Vodina’nın eski Müslüman mahalleleri boşalıyor, Anadolu’dan gelen Ortodoks aileler yeni bir hayat kuruyor. Diğer tarafta Adapazarı’nın bazı eski Rum ve Ermeni mahallelerine Balkanlardan gelen muhacirler yerleşiyor. Kömürpazarı, Karaağaçdibi, İstiklal ve çevresi bu değişimin yaşandığı yerlerden.

Vodinalılar Adapazarı’na yalnızca nüfus olarak gelmiyor. Konuşma biçimleri, yemekleri, çalışma alışkanlıkları, aile düzenleri, ticaret kültürleri de geliyor. Bir süre sonra Vodina artık yalnızca Yunanistan’daki bir şehir adı olmaktan çıkıyor. Adapazarı’nda bir insanı tarif eden kelimeye dönüşüyor.
“Vodinalı.”
Rahmetli annemin ailesi de o kalabalığın küçük parçalarından biri. Anne tarafım yedi kuşak Vodina doğumlu. Sonra kayıt Adapazarı İstiklal Mahallesi’ne geçiyor. Kömürpazarı’nda bahçeli, ahşap bir ev kuruluyor. Adapazarı’nın bugünkü şehir kültürünü anlamak için biraz da buraya bakmak gerekiyor. Kent, yalnızca kendi içinde büyüyerek oluşmadı. Balkanlardan, Kafkaslardan ve başka bölgelerden gelen insanların gündelik hayatlarının birbirine karışmasıyla başka bir şeye dönüştü.

Vodina da aynı süreçten geçti.
Oradan ayrılan insanların yerine Anadolu’dan gelenler yerleşti. Yeni meslekler, yeni üretim biçimleri, yeni mahalle ilişkileri oluştu. Yani mübadeleden sonra yalnız insanlar değişmedi. Şehirler de birbirlerinden bir şey aldı. Bu yüzden mübadeleyi yalnızca “kim gitti, kim geldi” üzerinden okumak eksik kalıyor.

Sonra şu sorular geliyor akla:
Gelen insan yeni şehrine ne yaptı?
Gittiği yerde neyi değiştirdi?
Geride ne bıraktı?
Yanında ne götürdü?
Bir Vodinalı Kömürpazarı’nda ev yaptı. Bahçesine mısır ekti. Çocuklarını Adapazarı’nda büyüttü. Adapazarı’ndan giden başka biri Vodina’da yeni bir dükkan açtı, başka bir mahallede yaşamaya başladı. Bir kuşak sonra iki taraftaki çocukların da memleketi artık değişmişti. Ama eski şehir tamamen kaybolmadı.
Göçmen ailelerde bunun garip bir biçimi vardır. Nereden geldiğiniz bilinir ama çok konuşulmaz. “Biz Vodinalıyız” denir. Sonra konu kapanır. Belki yeni yere ait olmanın yollarından biri de budur. Eski yeri unutmadan, onu sürekli öne sürmeden yaşamak. Bir süre sonra köken, yüksek sesle söylenen bir kimlik olmaktan çıkar. Ailenin Türkçesinde kalır. Bir yemeğin adında, bir soyadında, bir eski şehir isminde…
Vodina bugün Edessa. Eee Adapazarı da artık yüz yıl önceki Adapazarı değil.
İki şehirde de yaşayan insanlar değişti. Mahalleler, diller değişti. Ama iki şehir arasında görünmeyen bir hat kaldı. Belki suya bakınca bunu anlamak daha kolay. Çünkü su yer değiştirdiğinde kaybolmaz. Başka bir yatağa girer.
İnsan da bazen öyle.



