Kurşun İzleri Arasında Yazılmış Şarkılar: Dino Merlin ve Kaybolan Yugoslavya’nın Sesi

Saraybosna’yı tek bir sese sığdırmak mümkün olsaydı, o ses büyük ihtimalle Dino Merlin olurdu. Çünkü o yalnızca bir şarkıcı değil; birçoğumuz için Yugoslavya’nın dağılmasını, Saraybosna kuşatmasını, göçleri, aşkları, kayıpları ve Balkan insanının o garip “hem çok neşeli hem de çok yaralı” ruh hâlini melodilere dönüştüren bir hikâye anlatıcısı. İlginç olan şu ki bugün stadyum dolduran, Eurovision’da ülkesini temsil eden ve Balkan popunun yaşayan efsanelerinden biri sayılan bu adam, kariyerine çelik fabrikasında çalışarak başlamıştı. Daha sonra yazacağı onlarca hit şarkının ilk taslaklarını gece vardiyalarından sonra küçük defterlere karaladığı söylenir. Ve belki de bu yüzden Dino Merlin şarkılarında hep bir “işçi sınıfı romantizmi” hissedilir: büyük laflardan çok, eve dönemeyen insanların hüznü vardır.

1952’de Saraybosna’da doğan Edin “Dino” Dervišhalidović, yani şu an bildiğimiz adıyla Dino Merlin, çocukluğunu sosyalist Yugoslavya’nın en kozmopolit şehirlerinden birinde geçirdi. Avrupa’nın Kudüs’ü sayılan Saraybosna o yıllarda Müslümanların, Sırpların, Hırvatların, Yahudilerin ve Romanların aynı sokaklarda yaşadığı; kahvelerde sevdalinkaların, rock müziğin ve halk ezgilerinin birbirine karıştığı, capcanlı bir şehirdi. Dino’nun müziğinde yıllar sonra hissedilecek o “Doğu ile Batı arasına sıkışmışlık” hissi de çocukluğundan geliyordu. Babası aileyi küçük yaşta terk etti ve Dino annesi tarafından büyütüldü. Bu terk edilmişlik duygusu daha sonra yazdığı şarkılarda tekrar tekrar ortaya çıktı.

Müzikle ilişkisi oldukça erken başladı ama profesyonel bir sanatçı olacağı pek düşünülmüyordu. Gençliğinde futbolcu olmayı bile hayal etmişti. Ancak Yugoslavya’daki pek çok genç gibi Batı’dan gelen rock dalgasına kapıldı. Özellikle The Beatles ve Led Zeppelin gibi grupların etkisi Balkanlarda o yıllarda yoğun şekilde hissediliyordu. Fakat Dino’yu farklı yapan şey, Batılı rock etkisini Bosna’nın geleneksel sevdah kültürüyle birleştirmesiydi. Bu kombinasyon daha sonra Balkan pop müziğinin temel taşlarından biri hâline gelecekti. Çünkü Yugoslav müziği o dönemde genelde ikiye ayrılıyordu: ya tamamen halk müziği ya da tamamen Batılı rock. Dino ise ikisini aynı masaya oturtan adamlardan biri oldu.

1983’te kurduğu “Merlin” grubu her şeyi değiştirdi. İlginçtir ki grubun adı başlangıçta biraz şaka olsun diye seçilmişti; çünkü Dino çevresindekilere göre “fazla hayalperest” biriydi ve arkadaşları ona büyücü gibi davrandığını söylerdi. Ama Merlin hayali kısa sürede yalnızca Bosna’da değil tüm Yugoslavya’da tanınmaya başladı. Albümleri, Yugoslav pop-rock sahnesinin en önemli işlerinden sayıldı. O dönemde Yugoslavya’da müzik inanılmaz büyüktü; konserler binlerce insan çekiyor, plaklar milyon satıyor, televizyon programları bütün federasyonda izleniyordu. Merlin de tam bu dönemin ortasında yükseldi. Ama o, diğerlerinden farklıydı çünkü en popüler şarkıları bile fazlasıyla şiirseldi – “Mjesečina” gibi. Balkan popunda alışılmış doğrudan romantizm yerine şarkılarına dağılmış metaforlar, şehir imgeleri, yağmur, tren istasyonları ve yarım kalmış vedalar vardı: sadece akılda kalan ve dile dolanan ritimler yapmıyordu Merlin, aynı zamanda hikâye anlatıyordu bize.

1980’lerin sonunda Yugoslavya yavaş yavaş çatırdamaya başladığında, bu kırılmanın sesi müzikte de hissediliyordu. Dino Merlin’in şarkılarında giderek daha melankolik, daha karanlık bir ton oluştu. “Teško meni sa tobom” albümü, kapağına ünlü Kozarčanka fotoğrafı ile Milja Marin’i koyarak aslında hikâyesini büyük ölçüde anlatıyordu. Misafir sanatçıları Damir Arslanagić, Goran Bregovič, Igor Ivanović, Tifa, Saša Strunjaš ve Zlatan Čeha ile yapılan bu albüm, bütün bir halkın sesi olma görevini üstlenmiş gibiydi. Albümden kişisel favorim – “Uspavanka Za Gorana B.”, soğuk bir Saraybosna gecesi, Radyo 202’yi dinlerken bir pencerenin önünde oturmuş olmayı hissettirir bize.

Tanrım, ağabeyim ol

Bu gece sokağa çıkma yasağında

İlk defa, bu gece onun için dua ediyorum (..)

Ve hüzün birkaç metre uzağımda

Radyo 202 sona erecek az sonra

Ve göğsüne bir kar tanesi düşecek” (Uspavanka za Gorana B.)

Sonra savaş geldi. Saraybosna kuşatması başladığında şehir dünyanın en korkunç yerlerinden birine dönüştü: keskin nişancılar, bombardımanlar, elektriksiz geceler ve sürekli ölüm korkusu. İşte tam bu dönemde Dino yalnızca bir müzisyen değil, adeta kültürel direniş figürü hâline geldi. Çünkü savaş sırasında bile müzik üretmeye devam etti. Brega gibi o güne kadar Saraybosna’da yaşayan birçok ünlü müzisyen ve sanatçı şehrini terk ederken, Dino kaldı. Kuşatma altındaki Saraybosna’da insanlar onun yeni çıkan albümü “Moja Bogda Sna” şarkılarını dinleyerek hayatta kalmaya çalıştılar. “Mostarska”, “Tamo gdje sunce (Da te nije Alija)” gibi kültleşmiş birçok şarkıyı barındıran bu albüm, bugün o yıllarda memleketinde olmasına rağmen kendi özgürlüklerini özleyen bir milletin ağıtı gibidir.

“Kapattım gözlerimi, ellerimi uzattım

Rüyalarıma izin verdim, uçmaları için

Böylesine parlayamazdı

benim güzel avlum

Ben karanlığı aydınlık bilirdim

Alija, sen olmasaydın” (Tamo gdje sunce)

Bu albümdeki şarkıların en ünlülerinden biri olan “Jedna si jedina”, daha sonrasında bağımsız Bosna-Hersek’in ilk milli marşı hâline geldi. İlginç olan şu ki bu şarkı teknik olarak ilk halinde bir pop şarkısıydı ama savaş sırasında insanlar onu bir ağıt gibi söylemeye başladı. Dino Merlin böylece yalnızca bir pop yıldızı değil, Bosna kimliğinin sembollerinden biri hâline geldi. Balkanlarda sanatçıların politik figürlere dönüşmesi çok yaygındır ama Dino’nun durumu biraz farklıydı; çünkü onun şarkılarında propagandadan çok, yaşanmış acı hissediliyordu.

Savaş sonrasında Balkanlar tamamen değişmişti. Yugoslavya artık yoktu. Sınırlar değişmiş, şehirler parçalanmış, milyonlarca insan göç etmişti. İşte tam bu dönemde Dino Merlin kariyerinin ikinci büyük dönüşümünü yaşadı. 90’ların sonunda ve 2000’lerde yaptığı müzik daha uluslararası bir sese kavuştu. Türk, Arap ve Akdeniz etkileri daha görünür hâle geldi. Hotel Nacional albümünde Hüsnü Şenlendirici ile çalıştı, şarkılarına Türkçe kelimeler sakladı. Özellikle Balkanlar’daki dinleyiciler onun şarkılarında “hem doğulu hem Avrupalı” bir şey hissettiklerini söyler: tıpkı“batısı Viyana, doğusu İstanbul” denen Saraybosna’ya benzer onun şarkıları da.

2000 yılında çıkan “Sredinom” albümü ise adeta bir dönüm noktasıydı. Pek çok eleştirmen bu albümü Balkan pop tarihinin en önemli işlerinden biri sayar. Çünkü albüm hem modern prodüksiyon taşıyor hem de geleneksel Balkan ruhunu kaybetmiyordu. Özellikle “Kad si rekla da me voliš”, “Smijehom strah pokrijem” ve “Sredinom” gibi şarkılar yalnızca hit olmadı; Balkan diasporasının soundtrack’ine dönüştü. Almanya’da, Avusturya’da, İsveç’te yaşayan eski Yugoslav göçmenler bu şarkıları düğünlerde, uzun araba yolculuklarında ve aile sofralarında dinlemeye başladı. Dino Merlin böylece savaş sonrası dağılmış bir halkın ortak hafızasına dönüştü.

Onu ilginç yapan şeylerden biri de inanılmaz detaycı olmasıdır. Röportajlarında bazen tek bir şarkı sözü üzerinde aylarca düşündüğünü anlatır. Çünkü ona göre Balkan insanı duyguları “abartılı” yaşar ve sıradan sözler yeterli değildir. Bu yüzden şarkılarında çok güçlü görsel imgeler vardır: yağmur altında bekleyen kadınlar, boş tren istasyonları, gece yarısı sigara dumanı, eski apartmanlar, savaş sonrası sessizlik… Dino Merlin çaldığında, insanın zihninde bir film oynamaya başlar. Dino’nun anlattığı en güzel hikâyelerden biri de bana kalırsa 2004 yılında çıkan Burek albümünden Sarajevo’dur – nakaratı Türkçe olan bu şarkı; arkadan gelen şehir sesleri, uçan kuşlar ve anlattıkları ile gözlerinizi kapattığınız anda Sebilj’e karşı bir cezve Boşnak kahvesi içiyormuş gibi hissettirir, damağınızdaki tada kadar.

Bugün Dino Merlin’in konserleri hâlâ inanılmaz büyük kitleler topluyor. Özellikle Saraybosna konserleri neredeyse kültürel olay gibi görülüyor. İnsanlar onun konserlerine sadece müzik dinlemeye değil, kolektif hafızalarını yaşamaya gidiyorlar. Çünkü Dino bir jenerasyonun gençliğini, savaşını, aşklarını ve kayıplarını taşıyor. Balkanlarda bazı sanatçılar “şarkıcı” olmaktan çıkıp ortak duygu alanına dönüşür: Dino Merlin tam olarak bunlardan biri.

Ve belki de onu bu kadar etkileyici yapan son şey şu: şarkılarında hiçbir zaman tamamen umutsuz değil. Ne kadar melankolik olursa olsun, hep küçük bir umut bırakır. Balkan müziğinin en karakteristik özelliği budur aslında — insanlar ağlarken aynı anda dans eder. Dino da kariyeri boyunca bunu yaptı: savaşların, ayrılıkların ve yıkılmış şehirlerin ortasında bile insanlara sevmeye devam etmeyi anlattı. Bu yüzden onun müziği sadece Bosna’ya ait değil; biraz kaybetmiş, biraz özlemiş, biraz da umudu olan herkese ait gibi hissediliyor.