Torbeşler… Balkanlar’ın dağ köylerinde yaşayan, hikâyesi insanın merakını çeken bir topluluk. En çok Kuzey Makedonya’nın batısında karşımıza çıkarlar. Dilleri Slavcadır ama Müslümandırlar. İşte bu yüzden, aynı coğrafyada yaşadıkları diğer halklardan biraz ayrılırlar. Bu farklılık da yıllardır araştırmacıların dikkatini çeker.
Balkan tarihi üzerine çalışan Justin McCarthy, Ölüm ve Sürgün1 adlı kitabında bölgedeki Müslüman halkların yaşadığı acıları ve kimlik dönüşümlerini anlatır. Ona göre bu topluluklar sadece bir etnik grup değildir; Osmanlı’dan bugüne taşınan canlı bir hafızadır. Torbeşler de tam olarak böyle bir yerde durur. Konuştukları dil yaşadıkları coğrafyanın izini taşır ama kimliklerinde İslam’ın ve Osmanlı kültürünün etkisi çok fazladır.

“Torbeş” isminin “torba” kelimesinden geldiğine dair söylentiler halk arasında oldukça yaygındır. Ama bu topluluğu gerçekten anlamak için biraz daha geniş düşünmek gerekir. Tarihçi Noel Malcolm, Bosna: Kısa Bir Tarih2 kitabında Balkanlar’daki benzer toplulukları anlatırken önemli bir noktaya dikkat çeker: Bu coğrafyada kimliği belirleyen şey çoğu zaman dil değil, dindir. Yani Müslüman olmak, sadece bir inanç değil; aynı zamanda bir aidiyet meselesidir. Torbeşler için de bu durum oldukça geçerlidir.
Günlük hayata baktığımızda ise Torbeşlerin ne kadar becerikli ve çalışkan olduklarını görürüz. Balkanlar’da dolaşırken sık sık “Torbeş ustalar” lafını duyarsınız. Özellikle taş işçiliği ve duvar ustalığında çok iyidirler. Hatta bugün bile pek çok eski yapıda onların emeği vardır. Bu ustalık, zamanla göçle birleşmiş ve onları Türkiye’ye kadar getirmiştir.
Bu göç konusunu Balkanlar: Çatışan Azınlıklar, Çatışan Kimlikler 3 kitabında ele alan Hugh Poulton da Balkan Müslümanlarının Türkiye’yi hep bir sığınak, bir “yakın yer” gibi gördüğünü söyler. Türkiye’ye geldiklerinde ise dili farklı olsa bile, ortak inanç sayesinde kendilerini yabancı hissetmeden topluma karışırlar.
Kısacası Torbeşler; dilleriyle Balkanlara ait, inançlarıyla Müslüman, kültürel olarak da Osmanlı mirasını taşıyan bir topluluk. Çok göz önünde olmasalar da, hem Balkanlar’ın hem de Türkiye’nin kültürel dokusunda sessiz ama değerli bir yerleri var.
- Justin McCarthy. Ölüm ve Sürgün: Osmanlı Müslümanlarının Etnik Kıyımı (1821–1922). Çev. Bilge Umar. İstanbul: İnkılâp Kitabevi.
↩︎ - Noel Malcolm. Bosna: Kısa Bir Tarih. Çev. Özden Arıkan. İstanbul: İletişim Yayınları.
↩︎ - Hugh Poulton. Balkanlar: Çatışan Azınlıklar, Çatışan Kimlikler. Çev. Yavuz Alogan. İstanbul: Sarmal Yayınevi.
↩︎



