Bazı müzikler dinlenmek için değil, birlikte hatırlamak için vardır. Balkan diasporasında bir masada, gecenin bir yerinde bir şarkı başlar. Önce biri mırıldanır, sonra diğeri katılır, sonra bir kimsenin mükemmel söylemediği ama ısrarla susmadığı bir koro çıkar ortaya. Bizi her yerde hâla bir araya getiren, hâlâ Yugoslavya’yı bir tutan o ses, çoğu zaman Bregovic’in elinden çıkmış bir Bijelo Dugme şarkısıdır.

Dugme’yi sadece bir rock grubu olarak tanımlamak eksik kalır. Çünkü onların yaptığı şey, bir sound üretmekten çok, bir birlik alanı yaratmaktı, kasıtlı ya da kasıtsız. 1970’lerde, henüz Yugoslavya görece stabil bir birlikken ortaya çıktılar. Ama bu birlik hiçbir zaman homojen değildi; farklı diller, dinler, etnik kimlikler bir arada yaşıyordu. Tam da bu yüzden, ortak bir kültürel dil üretmek kolay değildi. Bijelo Dugme’nin yaptığı şey, belki de bu boşluğu doldurmaktı: “bratstvo i jedinstvo” söylemini, gündelik hayatta hissedilen bir şeye dönüştürmek. Ve bunda başarılı da oldular.
Grubun kurucusu Goran Bregović, bu hareketin merkezindeydi. Saraybosna gibi başlı başına bir kültürel kesişim noktası olan bir şehirde büyümüş olması, onun müziğine halen doğrudan yansır. Farklı dini arka planlar, çokkültürlü bir çevre… Bregović’in kimliği tek bir kategoriye sığmaz. Onu gerçekten özel yapan şey de tam olarak içine doğduğu bu dağınık, parçalı kültürel mirası bir araya getirme becerisidir.

Bijelo Dugme’nin müziğini anlamak için şarkılarının DNA’sına bakmak gerekir. Bu DNA’nın ilk ve en belirgin katmanı folk’tur. Balkanların düğünlerinden, sevdah geleneğinden, sokak müziğinden gelen melodiler, şarkıların temelini oluşturur. Ama bu melodiler tek başına bırakılmaz— üzerine rock bindirilir. Elektrik gitar, davul, batı formu… ama ruh hep yereldir. Bu yüzden Bijelo Dugme dinlerken, bir yandan tanıdık bir şey duyarsın, bir yandan da bunun klasik bir halk müziği olmadığını bilirsin.
Grubun erken dönemine baktığında, daha sert bir rock sound’u hissedilir. Željko Bebek döneminde çıkan parçalar—örneğin “Kad bi’ bio bijelo dugme”—bu açıdan daha “batılı” bir formdadır. Ama zaman ilerledikçe, özellikle 80’lere yaklaşırken, folk unsurlar giderek daha baskın hale gelir. Bu dönüşüm tesadüf değildir. Yugoslavya’nın kültürel atmosferi değiştikçe, Bijelo Dugme de yön değiştirir. Müziğin içine daha fazla yerel motif, daha fazla kolektif hafıza sızar, daha da ciddiye alır zamanla kardeşliği ve birliği sağlama görevini.

Bu noktada vokalist değişimleri de önemli bir kırılma yaratır. Tifa ve ardından İslamović ile birlikte grubun sesi değişir ama özü değişmez. Bu üç farklı vokal, aslında Yugoslavya’nın kendisi gibi düşünülebilir: farklı tonlar, farklı kökenler ama aynı şarkı. Bu da Bijelo Dugme’yi sadece müzikal değil, sembolik olarak da güçlü kılar.
Şarkılara tek tek bakınca bu katmanlar daha görünür olur. “Lipe cvatu” mesela—ilk bakışta romantik bir parça gibi duyulur. Ama dikkatli dinlediğinde, içinde sürekli dolaşan bir hüzün vardır. Sanki mutluluk hiçbir zaman tam değildir. Bu, Balkan müziğinin karakteristik duygusudur: sevinç ve melankoli aynı anda var olur.
“Đurđevdan” ise bu duygunun zirvesidir. Bugün düğünlerde çalınan, insanların coşkuyla eşlik ettiği bu şarkının kökeni, II. Dünya Savaşı’nda yaşanan trajedilere kadar uzanır. Bir bahar bayramını anlatırken, aynı zamanda bir kaybı da taşır. Bu yüzden şarkı seni hem yükseltir hem de içine çeker. Ne tam mutlusundur ne de tam üzgün—bir aradalığın ama bu yolda bir şeyler kaybetmişliğin garip bir karışımıdır bu.

Bir diğer örnek “Hajdemo u planine” – kulağa geldiğinde daha hafif, daha kaçış hissi taşıyan bir parça. Ama o bile aslında bir tür kaçma arzusunu, şehirden, politikadan, ağırlıktan uzaklaşma isteğini taşır. Bijelo Dugme’nin şarkıları zaten çoğu zaman böyle çalışır: yüzeyde basit, altında katmanlı.
1980’lerle birlikte Yugoslavya’da yeni bir müzik dalgası yükselmeye başlar: pop ve daha sonra turbo-folk’un temelleri. Bijelo Dugme bu dönüşümün tam ortasındaydı. Bazı eleştirmenler, grubun son dönem işlerinin turbo-folk estetiğine kapı araladığını söyler. Bu göreceli bir iddia olsa da, şu inkar edilemez: Bijelo Dugme, halk müziğini modernleştirerek daha sonra gelecek akımların önünü açtı. Folk ile popüler müzik arasındaki sınırı kalıcı olarak bulanıklaştırdılar. Dugme, turbo-folk’u yarattı ya da yaratmadı ama onun mümkün olduğu zemini hazırladı. Folk’un “yüksek” ya da “geleneksel” kalması gerekmediğini gösterdi; onu popüler kültürün merkezine çekti. Bugün Balkan müziği dendiğinde akla gelen şey -coşkulu brass, ani ritim değişimleri, melankolik melodiler- büyük ölçüde Goran Bregović’in hem Dugme döneminde hem sonrasında yaptığı işlerle şekillendi. Özellikle film müzikleriyle (bilhassa Kusturica ile iş birlikleri, ve en önemlisi Ederlezi) bu sound’u globalleştirdi. Yani Dugme’nin içindeki fikir, daha sonra “dünya müziği” sahnesine taşındı. Dugme ile başlayan bu yolculuk insanlara, kendi kültürlerinden utanmadan, onu dönüştürerek, büyük kitlelere hitap edebileceklerini gösterdi.

Ve sonra dağılma vakti geldi. Hem grup için, hem de ülke için. 90’larda Yugoslavya parçalandığında, Bijelo Dugme’nin müziği de yeni bir anlam kazandı. Artık bu şarkılar sadece popüler parçalar değil, kaybedilmiş bir bütünlüğün sesiydi. Ama şu var ki, müzik bölünmez. Sınırlar çizilir ama şarkılar pasaportsuz geçer.
Ve belki de en kişisel olan kısım tam burada başlar: Bijelo Dugme hayatımıza genelde plansız girer. Bir arkadaş ortamında, bir yolculukta, biri “bak bunu dinle” dediğinde… Ama bir kez girdikten sonra, bir yere yerleşir. Çünkü bu şarkılar sadece “iyi” oldukları için değil, bir şey hissettirdikleri için kalır. Bizi bir anıya geri döndürdükleri için, bireysel olmayan – tamamıyla kolektif bir hafızaya.
Bu yüzden Yugoslavya’nın yankısı demek, sadece bir metafor değil. Bijelo Dugme artık var olmayan bir ülkenin arka planında çalan şarkıydı – Yugoslavya artık yok belki ama o müzik, bugün hâlâ çalmaya devam ediyor. Belki artık aynı hikâyeye eşlik etmiyor, ama aynı duyguyu hâlâ taşıyor: ayrı olmaya rağmen hâlâ bir hissedebilme ihtimalini.



