Birkaç ay önce Kadıköy’deki İstanbul Kitapçısı’na tamamen tesadüfen uğradığımda içeride her zamankinden fazla bir kalabalık vardı. Meğer Bulgar yazar Georgi Gospodinov’un imza günüymüş. Daha önce Doğal Roman ve Hüznün Fiziği gibi kitaplarını sağda solda görüp merak etmiştim ama o gün kitapçıda görünce ben de Zaman Sığınağı kitabını aldım ve imzalattım. Kitabı okumaya başladığımda ise neden bu kadar çok sevildiğini ve o günkü kalabalığı çok iyi anladım.
Zaman Sığınağı, aslında hepimizin içten içe hissettiği “eski güzel günlere dönme” arzusunu anlatıyor. Kitapta Gaustine adında ilginç bir karakter var; bu adam Alzheimer hastaları için geçmişteki belirli yılları birebir canlandıran “geçmiş klinikleri” kuruyor. Mesela bir odaya giriyorsunuz, içerisi tamamen 1960’ların mobilyalarıyla döşenmiş, o dönemin gazeteleri masada duruyor, hatta o yıllara ait özel kokular bile havada asılı. Amaç, hafızasını kaybeden insanların kendilerini güvende ve “evinde” hissetmesini sağlamak. Fakat Gospodinov bununla kalmıyor; bu durumun sadece hastalar için değil, sağlıklı insanlar ve hatta koca ülkeler için bir kaçış planına dönüşmesini de anlatıyor.
Kitabın Dili
Kitabı okurken en çok dikkatimi çeken nokta, yazarın böyle bir konuyu sanki yanında oturan eski bir dostuyla dertleşiyormuş gibi anlatması oldu. Hiç öyle ağır, ağdalı ya da anlaşılması güç bir dil kullanmıyor. Bu yüzden kitabı rahat ve hızlı bir şekilde okuyabildim.
Gospodinov’un bu eseri, aslında hepimizin zihninde kendine ait gizli bir “zaman sığınağı” olduğunu fark ettiriyor. Kitabı bitirdiğinizde elinizde kalan sadece bir kurgu hikaye olmuyor; kendi anılarınıza, sakladığınız eski eşyalara ve hatta akıp giden zamana çok daha farklı, biraz daha hüzünlü ama çok daha anlamlı bir gözle bakmaya başlıyorsunuz. Özellikle benim gibi geçmişi özleyen biriyseniz, Zaman Sığınağı’nı okumalısınız.



