Sanat

Maja Smrekar: Biyo-Sanatla İnsan Doğasını Sorgulayan Sanatçı

Sizi 1978 yılında Ljubljana’da doğan ve bugün çağdaş sanat dünyasında en çok konuşulan isimlerden biri hâline gelen Maja Smrekar‘dan bahsetmek istiyorum. Onu sadece bir heykeltıraş ya da ressam olarak tanımlamak pek mümkün değil. Çünkü Smrekar, sanatın sınırlarını zorlayan, hatta zaman zaman tamamen yeniden çizen bir “kavramsal sanatçı” ve “biyo-sanat” öncüsüdür. Ljubljana Güzel Sanatlar ve Tasarım […]

Rokeri s Moravu: Balkanların En Absürt Grubu

Balkan müzik tarihinde insanı en çok “Ben ne izliyorum şu an?” diye düşündüren gruplardan biri kesinlikle Rokeri s Moravu. 1970’lerin sonlarının Yugoslavya’sında başlarında köylü şapkası, altlarında İspanyol paça pantolon ve komik bıyıklarıyla televizyona çıkan bu grubun amacı dönemin müziğini tiye almaktı. Her şey 1977’de Boris Bizetić’in yaptığı bir şakayla başlamış. O dönemde müzik ya çok

Bir Köy, Bir Değirmen ve Vampirler: Leptirica (1973)

Geçen akşam Yugoslavya sinemasından 1973 yapımı Leptirica (Kelebek) isimli filmi izledim. Daha önce adını duymuştum bu filmin ama eski korku filmleri izlemeyi pek tercih etmediğim için izlemiyordum. Bu yüzden de beklentimi çok yükseltmeden izlemeyi tercih ettim. Milovan Glišić’in bir öyküsünden uyarlanan filmde genel olarak köyde geçen bir vampir hikâyesinin anlatıldığını söyleyebilirim. Olay, bir köydeki eski

Kadıköy’de Tesadüfi Bir Buluşma: Georgi Gospodinov ve Zaman Sığınağı

Birkaç ay önce Kadıköy’deki İstanbul Kitapçısı’na tamamen tesadüfen uğradığımda içeride her zamankinden fazla bir kalabalık vardı. Meğer Bulgar yazar Georgi Gospodinov’un imza günüymüş. Daha önce Doğal Roman ve Hüznün Fiziği gibi kitaplarını sağda solda görüp merak etmiştim ama o gün kitapçıda görünce ben de Zaman Sığınağı kitabını aldım ve imzalattım. Kitabı okumaya başladığımda ise neden

Balkan Sinemasının Kara Mizah Örneği: Maraton Ailesi

Eğer kara mizah seviyorsanız ve Maraton Ailesi (Maratonci Trce Pocasni Krug) filmini izlemediyseniz çok şey kaçırıyorsunuz demektir. 1982 yapımı bu Yugoslav sinemasının efsane filmi, izlediğim andan itibaren favori listemin en üst sıralarına yerleşti. Yönetmen Slobodan Šijan, öyle bir dünya kurmuş ki hem 1930’ların savaş öncesi gerginliğini hissediyorsunuz hem de Topalovic ailesinin absürt hayatına kahkahalarla gülüyorsunuz.

İvo Andriç ve Drina Köprüsü: Balkanların Hafızası

İvo Andriç ve Drina Köprüsü: Balkanların Hafızası Edebiyat dünyasında bazı eserler vardır ki yalnızca bir hikâye anlatmakla kalmaz; bir coğrafyanın ruhunu, insanların kaderini ve zamanın ağır akışını da sayfalarına taşır. Nobel ödüllü yazar İvo Andriç’in başyapıtı Drina Köprüsü tam olarak böyle bir romandır. Bu eser, Balkanlar’ın yüzyıllar boyunca yaşadığı kültürel karşılaşmaları, savaşları ve dönüşümleri tek

Bulgar Çalgasıyla Mantığı Bir Kenara Bırakmak

Benden Bulgaristan‘ın “çalga” müziği hakkında yazı yazmamı istediler: Ama ben böyle “müzik kritiği yapayım, sosyolojik analiz kasayım” falan diye girersem bu yazıya işin içinden çıkamam. Çünkü çalga analiz edilmez, çalga yaşanır. O ilk ritim vurduğu an, hani o sipsinin feryat figan başladığı, darbukanın insanın ciğerine işlediği o saniye var ya… İşte orada beyin devre dışı

Tjentište Anıtı’nın Hissettirdikleri: Brütalizm ve Sanat

İki yıl önceki Bosna Hersek gezimde ilk durağım elbette Saraybosna‘ydı ancak internette fotoğraflarını gördüğüm Tjentište Anıtı da brütalizm meraklısı bir mimar olarak uzun süredir görmek istediğim bir eserdi. Saraybosna’dan sabah erken saatlerde yola çıktık. Şehirden uzaklaştıkça manzara değişmeye başladı. Beton binaların yerini yavaş yavaş dağlar, ormanlar ve derin vadiler aldı. Bosna Hersek’in muhteşem doğasında yaptığımız

Güneş Tepedeyken (Zvizdan): Aşkın, Savaşın ve Nefretin Gölgesinde Kalan Üç Hikâye

Bazen bir film izlersin ve bittiğinde uzun süre etkisinden çıkamazsın. Zvizdan benim için tam olarak böyle bir film. Türkiye’de “Güneş Tepedeyken” adıyla biliniyor ve bence bu isim filmin ruhunu çok iyi yakalıyor. Çünkü filmde güneş bir sembol olarak kullanılmış. Ama bu sıcaklık, umut veren bir şey olmaktan çok, yakıcı bir gerçekliği temsil ediyor. Film aslında

Kilim Dokumacılığında Kafa Karışıklığı: Pirot Kilimi mi Şarköy Kilimi mi?

Sırbistan’ın güneydoğusundaki Pirot ilçesinde doğmasına rağmen Pirot kilimleri neden Şarköy kilimi olarak pazarlanıyor? Bu kilimleri üretenler bizim Tekirdağ Şarköylüler mi yoksa Pirotlular mı? Kafanız karışmasın şimdi açıklıyorum şu Şarköy meselesini: İstanbul’u Orta Avrupa’ya bağlayan hat üzerinde yer alan Pirot’un Osmanlı zamanındaki adı Şarköy’müş, bu yüzden bu kilimler “Şarköy kilimi” adıyla da anılıyor. Bazı satıcılar kilimleri